13 Kasım 2009

SON OSMANLI MİRASI YIKILIYOR


Müslümanların kutsal mekanı Mekke'de geçtiğimiz yıllarda başlatılan yenileme çalışmaları kapsamında, Osmanlı'nın Kabe'deki tavaf alanının etrafında yaptırdığı revakların yıkılacağı öğrenildi. 10 yıl içerisinde tamamlanması öngörülen proje kapsamında planlarını Mimar Sinan'ın yaptığı revak adı verilen 500 küçük kubbe yıkılarak tavaf alanının genişletilmesi hedefleniyor. Bölgedeki 7 bin binanın yıkılmasını ve 12 şeritli yol yapımını da kapsayan 14 milyar dolarlık projeyi Bin Ladin Şirketler Grubu yürütüyor.  
Edinilen bilgiye göre, tavaf alanında son bir aydır ölçüm işlemleri yapılıyor. Revakların yıkımına ise Kurban Bayramı'nın ve hac döneminin bitmesinin hemen ardından başlanacak. 2010 yılının Ocak ayına kalmayacağı belirtilen yıkım ile bölgedeki son Osmanlı eserleri de böylece tarihe karışacak. Yıkım bölgesinin daha da genişletilebileceği iddia edilirken, Peygamber Efendimiz'in doğduğu evin de projeye dahil edilebileceği belirtiliyor. Daha önce yapılan yıkım çalışmaları kapsamında Osmanlı Kalesi olarak bilinen Ejyad Kalesi ve Osmanlı kışlası olarak bilinen kışla yıkılarak yerlerine gökdelen yapılmıştı.


Bu arada, üç yıldır devam eden Ömer Tepesi projesi çerçevesinde tepe iş makineleriyle düzleştiriliyor. Bu alana 30'ar katlı 60 gökdelen inşa edilmesi planlanıyor. 230 bin metrekarelik alanda oteller, yerleşim birimleri, alışveriş merkezleri ve sosyal tesisler yer alacak. Burada en az 100 bin kişinin ikamet etmesi bekleniyor.



Proje tamamlandığında 100 bin kişi aynı anda havalandırmalı özel alanlarda namaz kılabilecek. Öte yandan halen çalışmaları süren bir proje kapsamında da Cidde Havaalanı ile Mekke arasında ulaşımı sağlayacak hızlı tren hattı kurulacak. 


Mescid-i Haram'ın tam ortasındaki Kabe'nin yüksekliğini aşmayan revakların Kanuni Sultan Süleyman zamanında yapılmış planlarını Mimar Sinan'ın hazırladığı biliniyor. Hicretin on yedinci ve yirmi altıncı yıllarında etraftaki evler yıktırılarak Kabe'nin avlusu genişletildi. Avlunun etrafı da duvarla çevrilip, duvarın iç kısmına da ağaç direklerin üstüne damlı revaklar yapıldı. Kanuni'nin emriyle Sinan'ın hazırladığı planlar 1590 yılında Mimar Mehmed Ağa tarafından uygulanabildi. Avlusu genişletilmiş revaklardaki sütunlar yenilendi, yenileri eklendi. Tahta kemerler taş ve tuğlaya çevrilerek üzerlerine Türk üslubunda beş yüz küçük kubbe yapıldı.


Daily Telegraph gazetesine göre, Medine çevre dostu bir şehir haline gelecek. İngiltere'de düzenlenen "Dinlerin Birliği ve Çevre'yi Koruma" konferansına katılan Mısır Müftüsü Şeyh Ali Gomaa'ya göre, Medine'de hac sezonunda pet şişelerde su satılması yasaklanacak, Kur'an-ı Kerim geri kazanılmış kağıtlara basılacak. İslam dininin çevreye saygıyı emrettiğini belirten Müftü, Medine'de toplu taşımacılığın geliştirileceğini ve hacıların pet sişelerde su taşımalarına gerek kalmaması için çeşmelerden akan suyun içilebilir hale getirileceğini söylüyor.
Yeni Şafak

06 Kasım 2009

800 BİN OSMANLI ALTINI TÜRKİYE'YE GETİRİLEBİLECEK Mİ?

Elazığlı Heylani Kebir aşiretinin reisi Sait Ali Bayrak, 4 yıldır sessiz sedasız bir mücadele içinde. Filmlere ilham kaynağı olabilecek bu mücadelenin konusu, 12 Eylül'den önce İsviçre'ye kaçırılan ve değeri 630 milyon dolar olarak tespit edilen 800 bin Osmanlı altını ile birçok ziynet eşyası.
Aksiyon'un haberine göre, Elazığlı Heylani Kebir aşiretinin lideri Hasan Bayrak, 12 Eylül darbesinin önemli mağdurlarından biri olacağını hiç düşünmemişti. Darbeyi önceden sezip harekete geçmiş, mal varlığının önemli bir kısmını iki yakın dostunun da yardımıyla yurt dışına çıkarmıştı. Hasan Bayrak sadece sezgileriyle hareket etmemiş, darbe olacağı hususunda uyarı da almıştı. Devlet kademesinde çalışan bir dostu, büyük ihtimalle yakında bir darbe olacağını, malına ve canına kastedilebileceğini kendisine bildirmişti.


Fakat servetini Türkiye sınırları dışına çıkarması kolay değildi; çünkü kasalar dolusu Osmanlı altını ve ziynet eşyası ile kitap ve belgeler söz konusuydu.


Hasan Bayrak, servetini (büyük ihtimalle deniz yoluyla) yurt dışına çıkarıp İsviçre'deki dünyanın en büyük bankalarından Credit Suisse'nin kasasına koydu. Bir buçuk ay sonra da Türkiye'de asker darbe yaptı. Hasan Ağa, binlerce ocağa kor düşüren darbenin ateşinden korunmayı başardı. Korktuğunun aksine askeri yönetim aşiretine ve kendisine dokunmadı.


Aradan yıllar geçti. Hasan Ağa bu dünyadan göçüp gitti (1999). Ancak servetini İsviçre'ye götürmesiyle başlayan hikaye hala devam ediyor. Hem de filmlere ilham kaynağı olacak şekilde... Başrolde de kendisinin ölümünden sonra aşiretin reisliğini yapan oğlu Sait Ali Bayrak var. Ancak bu sefer, tam tersi bir durum söz konusu. Çünkü aile, serveti İsviçre'den Türkiye'ye getirmek için çaba harcıyor şimdi. Peki, bu mümkün mü? Sait Ali Bayrak bu soruyu, "Zor bir durum; ama getirmek için mücadelem sonuna kadar sürecek. Devletten bu konuda yardım istiyorum." diye cevaplıyor.


Sait Ali Bayrak, İsviçre'deki hazineden babasının ölümünden 6 yıl sonra haberdar oluyor. Bunun sebebi ise baba Hasan Bayrak'ın ölmeden önce eşi Vahide Bayrak'a ettiği vasiyet. Hasan Ağa, eşinden, oğlu Sait Ali'nin söz konusu mal varlığından 40 yaşına geldikten sonra haberdar edilmesini istiyor. Vahide Bayrak'ın 2005 yılında aniden ciddi bir rahatsızlık geçirmesi, vasiyetin erken açıklanmasına neden oluyor. Vahide Bayrak, oğlu Sait'e daha 40 yaşına gelmeden İsviçre'deki hesaptan ve evin sandığında saklanan bir belgenin varlığından söz ediyor.


Belgede, Hasan Bayrak adına açılmış bir hesap olduğu ve bu hesapla birlikte bir kasanın bulunduğu yazıyor.
Zaman, Haber: Haşim Söylemez, 27.10.2009

12 Ekim 2009

ALLIANOI'ye Dayatma

İzmir 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, Danıştay kararına karşın Bergama’daki antik Allianoi sağlık merkezinin üzerinin mille kapatıldıktan sonra Yortanlı Barajı suları altında bırakılmasını öngören projede ısrar etti. Allianoi Girişim Grubu Dönem Sözcüsü Alime Mitap, yeniden yargıya başvuracak.

Mitap, Danıştay kararının ardından yeniden kazı izni verilmesini bekledikleri bir dönemde, koruma kurulu dayatmasıyla karşılaştıklarını söyledi.


Mitap, şöyle konuştu: "Allianoi Antik Sağlık Yurdu’nu yok edecek her türlü işlemi yapan, eylemde bulunan kamu görevlilerinin hukuksal ve cezai sorumluluğu olacaktır. Buradan uyarıyoruz; artık tarihle inatlaşmayı bırakınız, Allianoi’yi suya gömme ısrarından vazgeçiniz, yöre köylüsünün su gereksinimi için başka çözümler üretiniz. Kazının tamamlanması için gereken izinleri veriniz. Allianoi’nin çamura gömülmesine izin vermeyeceğiz."

Cumhuriyet, 02.10.2009

KÜLTÜR VARLIKLARININ KORUNMASINDA HÜKÜMETİN SAMİMİYET ÖLÇÜLERİNDEN BİRİ ALLIANOI'DİR


Türkiye iddia edildiği gibi bir hukuk devleti ise,  Allianoi sorunu, bu kadar hukuksal kazanımlardan sonra birilerinin yaptığı gibi politik vaatler ve oy kaygılar ile değil, aklı selimle bilimsel anlamda çözülmelidir.

Çünkü korumakla yükümlü Kültür Bakanlığı,  insanlık mirasını gerçek anlamda korumak yerine, mevcut Koru(ma)ma Kurulu ile D.S.İ.’nin ve ihaleci rant çevrelerinin  emir eri konumuna düşmüştür. Bugüne kadar kurul tarafından baskı ile alınan bütün yok etme kararları ya İzmir ya da Ankara’daki  mahkemelerden döndüğünü artık görülmesi gerekir.

Sn. Başbakanı ve Kültür Bakanı Sn. Ertuğrul GÜNAY'ı kültür varlıklarının korunması konusunda daha duyarlı olmaya ve bilimsel düşünceye davet ediyoruz.


Kültür Varlıklarını bu ülkenin tapu senetleri olarak algıladığını söyleyenler, Dünyanın en büyük Sağlık Merkezini barındıran Allianoi'i yok ederek bir  yere ulaşılamazlar.

Çözüm için, artık  imzaladığımız uluslar arası antlaşmaların, en kötü de olsa var olan bu anayasanın Allianoi konusunda bugüne kadar alınmış mahkeme kararlarının ve bilimsel verilerin baz almasını istiyoruz.

Bilimsel çalışmaları engelleyerek, yarım bıraktırarak, çamur atarak bir yere ulaşılamadığı artık görülmelidir. Çünkü güneş artık balcıkla sıvanmıyor. Ortada dünya çapında gün ışığına çıkarılmış bir kültür mirası var.

Allianoi, artık balcıkla kapatılamayacak kadar büyük bir insanlık mirasıdır. Dünya Allianoi’u bu şekilde kabul etmişken, bu anlamsız inadı anlamak mümkün değildir.

10 yıldır sunduğumuz alternatif bilimsel çözümlerin dikkate alınmasını artık bu hükümetten bekliyoruz.

Gerçek bilimsel çözümü bulanlar,üretenler, diyalogdan yana olanlar  tarihte gerçek anlamda değerlerini bulacaklardır. Bugüne kadar yerel oy kaygısı ile tarihi katledenleri dünyanın nasıl andığını herkes anımsar.

Allianoi'un gerçek anlamda korunması için mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. Allianoi bunca hukuksal kazanımlara rağmen son zamanlardaki fütursuz kurul kararı ile bu şekli ile katledilse, dünya döndükçe bu Türkiye’nin en büyük ayıplarından biri olacaktır'.    


Yrd.Doç.Dr. Ahmet YARAŞ, 09.10.2009
Allianoi Kazısı Bilimsel Heyet Başkanı


28 Eylül 2009

Müze Kart Nasıl Alınır?

Müzekart, tüm müze ve ören yerlerindeki gişelerden ve kart basım istasyonlarından, ''Fotoğraflı TC kimlik kartı, pasaport ya da sürücü belgesi'' gösterilerek 40 saniye içinde alınabiliyor.

Ayrıca ''www.muzekart.com'' adresine istenen bilgileri girerek kredi kartıyla da Müzekart başvurusu yapılabiliyor. Sistem onay aldıktan sonra kart, üç gün içinde kurye ile belirtilen adrese gönderiliyor.
Turnike sistemi olan tüm müze ve ören yerlerinde kullanılabilen kartın geçerlilik süresi devam ettiği müddetçe turnike sistemi çalışıyor. Hangi kartın hangi tarihte, hangi müzeyi ziyaret ettiği, ne kadar süre kaldığı, kaç kez ziyaret ettiği gibi bilgiler ise sistemde depolanıyor.
Sahibi dışında kişiler tarafından kullanılamayan Müzekart, çalınması ya da kaybolması durumunda yeniden 20 TL ödenerek temin edilebiliyor.

Müzekart, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Topkapı Sarayı Müzesi, Ayasofya Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzesi, Kariye Müzesi, Efes Ören Yeri, Bergama Akropol Ören Yeri, Efes Müzesi, İzmir St. Jean Anıtı, Antalya Arkeoloji Müzesi, Antalya Aspendos Ören Yeri, Antalya Perge Ören Yeri, Antalya Myra Ören Yeri, Antalya St. Nicholas Ören Yeri, Antalya Alanya Kalesi, Konya Mevlana Müzesi, Çanakkale Truva Ören Yeri, Nevşehir Göreme Açık Hava Müzesi, Muğla Bodrum Su Altı Arkeoloji Müzesi, Aydın Afrodisias Ören Yeri, Ankara ve İstanbul Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüklerinden alınabiliyor.

Asıl kart basım istasyonu olmayan müze ve ören yerlerinde geçici müze kart satışı da yapılıyor. Resimsiz olarak düzenlenen ve kişinin adı ve soyadının yazılı olduğu geçici kartlar 2 aylık süre içinde kimlik kartı ile kullanılabiliyor. Ancak kartın 2 ay içerisinde, bir Müzekart basım istasyonundan ücretsiz olarak, fotoğraflı asıl karta dönüştürülmesi gerekiyor.

23 Eylül 2009

HASANKEYF'de Son Skandal

İnşaatına ekim-kasım gibi başlanır” denilen Ilısu Barajı’nda şok bir gelişme daha yaşandı. Hasankeyf topraklarına yayılan tarihi eserlerin yüzde 60-70’inin “Zaten tahrip olmuş eserler” denilerek sular altında bırakılmak istendiği ortaya çıktı.


Konu CHP Gaziantep milletvekili Yaşar Ağyüz’ün verdiği bir soru önergesiyle gündeme geldi. Ağyüz, önergesinde, “Ömrü 40-50 yıllık baraj için Hasankeyf’i feda etmemeyi düşünüyor musunuz?” ve “Ilısu Barajı’nın yapımına bu nedenlerle karşı çıkanları, ‘Türkiye’yi sevmeyen, bölge insanının kalkınmasını istemeyenler’ olarak suçlamanız devlet ciddiyetinizle bağdaşıyor mu?” diye sordu.


Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan gelen cevapta, Ilısu Barajı’nın bir zaruret olduğu belirtilerek, barajın iş imkanı ve geçim kaynağı getireceği vurgulandı. Sular altında kalacak yapılarla ilgili de şu ifadeler kullanıldı: “Hasankeyf’teki en mühim tarihi ve kültür varlıklarına sahip olan ‘Yukarışehir’ suları altında kalmayacaktır. Sular altında sadece bir takım tahrip olmuş yapıların bulunduğu ‘Aşağışehir’ kalacaktır.”


Çevre Bakanlığı’nın yanıtı İTÜ öğretim görevlisi Prof.Dr. Zeynep Ahunbay’ı şoke etti: “Aşağı Hasankeyf demek, Hasankeyf’in en az yüzde 60-70’i demek. Birçok tarihi eser burada bulunuyor. Tahrip olmuş yapılar da olabilirler ancak bu eserler suya bırakılmayacak kadar değerlidir. Kale’nin aşağısında kalan tüm eserler Aşağı Hasankeyf’e giriyor.”


Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi sözcüsü Diren Özkan’a göre ise tarihi eserleri ‘tahrip olmuş’ diye tanımlamanın bir anlamı yok:
“Eserlerin taşınacağı söyleniyordu. Ancak bu eserlerin taşınamayacağı anlaşılınca ‘harap olmuş’ şeklinde açıklamalar yapılıyor. Önemli olan eserlerin restore edilmesidir. Zaten kazılarda çıkan eserler de tahrip bir şekilde çıkıyor. O zaman hiç kazı yapılmasın ve eserler gün yüzüne çıkmasın.”


Doğa Derneği Proje Koordinatörü Erkut Ertük de, bu yapıların ‘tahrip olmuş eser değil, tarihi eser’ olduğunu, mutlaka restore edilerek yerinde korunmanın sağlanması gerektiğini belirtti.


Ilısı Barajı’nın temeli yaklaşık üç yıl önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından atıldı. İnşaata kredi sağlayan uluslararası konsorsiyum bölge halkının iskanı, tarihi eserlerin korunması ve çevre varlıklarının tespit edilip korunması konusunda 153 kriter öne sürmüştü. Bu kriterler yerine getirilmediği için yabancı ülkelerin baraja vermeyi taahhüt ettiği kredi desteği çekildi. Çevre Bakanı Veysel Eroğlu geçtiğimiz günlerde “Ilısu”yu kendi imkanlarımızla yaparız, İnşaat ekim-kasım gibi başlar” dedi.

Ilısu Barajı yapılırsa Türkiye nelere veda edecek?
* Mardinike Sahil Sarayı Harabesi
* Zeynel Bey Türbesi ve etrafındaki harabeler
* İmam Abdullah
* Kasımiye semti ve içerdiği harabeler
* Köprübaşı’ndan kaleye giden sokağın nehir tarafı sahil surlarıyla karışık dükkanlar
* Tarihi köprü ucunun bu sokağa birleştiği yerde eski şehir kapısı kalıntıları
* Süryani mahallesi ve rahip evi
* El Rızk Camii
* Kilise harabesi
* Sultan Süleyman Camii
* Avlusundaki sondajda kalkolitik seramikler bulunan Koç Camii
* Han ve Arasta; hana bitişik küçük mescit ve türbesi
* Kaldırımlı, kanallı sokak ve dükkanlar
* Kızlar Camii l Kızlar Camii güneybatısında 1. semt külliyesi: Cami, türbe ve dükkanlar
* Kızlar Camii batısında yamaçta setler halinde kurulu, tepede mağara ve inşaatın kaynaştığı malikane veya dergah kalıntıları
* Bunların kuzeyinde, revaklı avlusu olan 2. semt külliyesi
* Seramik fırınları ve atölyeleri bölgesi
* Güneybatıdaki konak ve çevre dokusu kalıntıları
* Karşı Yaka (Kuzeybatı/Batman tarafı)
* Mardinike ve kazı evi karşısına düşen büyük mağara - kilise
* Hamam
* Kale eteğinde, kanyon içinde (Uzundere yolu) kilise ve hücreleri mağaralar olan manastır


Yukarı Şehir’de olmasına rağmen su altında kalacak yapılarsa şöyle:
Kale’nin orta kapısı. Büyük Saray’ın güneydoğusunda, geç devir mezarlığının altındaki muazzam höyük. Bu höyük asıl sarayın çoğu bölümlerini barındırıyor. Roma saray kalesi üzerine ve içine oturuyor. Bunun doğuya (kasabaya) bakan yanında, altta Roma blok taşları, üstte Artuklu blok taşlarıyla örülü muazzam bir cephe duvarı ve ortasında büyük bir giriş bulunuyor. Baraj sularının Küçük Saray tabanına kadar yükselmesi ve kalenin üzerine oturduğu kayanın üçte ikisinin sular altında kalması öngörülüyor. Büyük bir bölümü suya battığında kireçtaşı kaya kütlesinin çözülmesi hızlanacak ve üstündekilerin dağılarak yok olması ihtimali yükselecek.

Radikal, Haber Ocak, 06.09.2009

31 Temmuz 2009

Ayasofya'nın Altı Kanatlı Meleği!

Ayasofya'da bulunan ve en son Sultan Abdülmecid ve o dönemde restorasyonu yürüten İsviçreli mimar Gaspare Fossati’nin gördüğü; 1.5 X 1 metre ebadındaki, üzerleri sıva ve metal maskeyle kapatılan 700 yaşında olduğu tahmin edilen altı kanatlı melek figüründen birinin yüzü açıldı.

16 yıldır kubbenin güneydoğu çeyreğinde bulunan iskele, iki hafta süren çalışmaların ardından sökülerek kuzeydoğu çeyreğine kuruldu. Kubbeyi taşıyan pandantifteki, 6 kanatlı melek (kerubim-serafim) figürü üzerinde de çalışmalar yapıldı. Meleğin yüzündeki metal maske çıkarıldı, 6-7 kat badana ve sıva kaldırıldı. Yaklaşık 10 gün boyunca heyecanla yürütülen çalışmaların sonunda uzmanların bile beklemediği derecede iyi korunan mozaik, 160 yıl sonra yeniden günışığıyla buluştu. 9 veya 14’üncü yüzyılda yapılmış olduğu tahmin edilen mozaiğin gerçek yaşı, Ayasofya Yüksek Bilim Kurulu ve Anıtlar Kurulu üyelerinin yapacağı incelemeler ve diğer mozaiklerle karşılaştırmalar sonucunda belirlenecek.

İncil’e göre Tanrı’nın tahtını koruyan melek

İncil sadece belirli kişiliği olan üç meleğe isim vermiştir. Bunlar, meleklerin prensi olan Michael, ölüm meleği olan Gabriel ve Satan. Altı kanatlı Serafim ise, Tanrı’nın tahtını korumakla görevli en üst sıradaki melektir. Bu melekler, Tanrı’nın tahtının üzerinde 2 kanatları yüzlerini ve 2’si ayaklarını kapatacak şekilde bekler. Kalan 2 kanat ise uçmak içindir.

En son onlar gördü

Sultan Abdülmecid döneminde caminin onarımı için İsviçreli Mimar Gaspare Fossati görevlendirildi. Osmanlı döneminde,Ayasofya’daki en kapsamlı restorasyonu kardeşi Giuseppe’yle birlikte 1847-1849 arasında yürüten Fossati, mozaiklerle ilgili de kapsamlı bir çalışma yaptı. Dökülen sıvaların altından parıldamaya başlayan mozaikler, Sultan Abdülmecid’in talimatıyla açıldı, bakım ve onarımları yapıldı. Daha sonra tahrip edilmeden sıvayla kapatılarak gizlendi. Fossati’nin yaptığı resimleri topladığı albüm, günümüze ulaşmamış mozaiklerin bilinmesini sağlayan bir kaynak olarak görülüyor.

16 Temmuz 2009

Hasankeyf ve Dicle Vadisi UNESCO Dünya Mirası İlan Edilsin!‏

Sevgili Hasankeyf'e Sadakat Yolcuları,

Doğa Derneği ve Atlas Dergisi tarafından Hasankeyf için başlatılan Hasankeyf'e Sadakat imza kapanyasına geçtiğimiz yıllarda imza atarak destek vermiştiniz.

Şimdi Hasankeyf'in de içinde bulunduğu Dicle Vadisi'nin UNESCO Dünya Miras Alanı olarak ilan edilmesi için yeni bir uluslar arası imza kampanyası başlatıldı. Kampanya dahilinde imzalanan dilekçe, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, Almanya Başbakanı Angela Merkel'e, Avusturya Başbakanı Werner Faymann'a ve İsviçre Başbakanı Hans-Rudolf Merz'e iletilecek.

www.hasankeyfesadakat.com adresinden ulaşarak imza atabileceğiniz dilekçede Dicle Vadisi'nde yer alan tarihi kent Hasankeyf'in, UNESCO Dünya Mirası Alanı olarak koruma altına almasını, Hasankeyf'in en az 15 bin yıllık geçmişi ve küresel ölçekte nesli tehlike altındaki canlı türleri ile UNESCO'nun 10 dünya mirası kriterinden 9'unu karşılayan insanlığın sahip olduğu en eski kentlerden birisi olduğuna dikkat çekiliyor.

İmza için:
www.hasankeyfesadakat.com

Hasankeyf ve Dicle Vadisinin Yüksek Evrensel Değeri raporu için: www.dogadernegi.org

Önceki Kayıtlar